Ronald Karel

GeoCosmo Bilim ve Araştırma Merkezi Başkanı. 13 Haziran 1953 senesinde İstanbul un Moda semtinde doğan, Karel, Türk vatandaşı olmakla beraber Fransızdır ve bir Türk aşığı olarak bilinir. 1974 senesinde Türkiye de askerliği esnasında Kıbrıs savaşında gönüllü olarak gitmek istemiştir. destek yayınlarındaki DEPREM HABERCİSİ BULUT kitabında yayınlamıştır. Ayrıca Fransa nın Blois kasabasında da 3 ay askerlik yaptı. Ronald KAREL, daha 16 yaşındayken depremlerle iyonize bulutlar arasındaki ilişkiyi keşfetmiştir. hayatını bugüne kadar deprem Ön sinyallerine adamıştır. 3 ay NASA ya davet edildi, orada konferans verdi, NASA sa kurulan ve bugün Büyük Britanya da (İngiltere) merkezi olan Geocosmo Araştırma Merkezinin başkanıdır. Son yazdığı ve yayınlanan THE CLOUD yani BULUT ismi kitabı 6 lisana çevrilmiştir. Karel, Avrupa Komisyonunun tavsiyesiyle Brüksel de konferans vermiş ve AFAD da da 2 konferansı vardır. Birçok uluslararası toplantılara da katılmıştır. Kendisi şimdi İtalyan'nın Livorno şehrine yerleşmiştir ve çok büyük bir proje hazırlamaktadır.

Yazarın Diğer Yazıları

REENKARNASYON ÜZERİNE ARAŞTIRMALAR

Facebook
LinkedIn
X
WhatsApp
Telegram
Email

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, şahsen bütün dinlere ve inançlara son derece saygı duyan bir kişiyim. Lakin, dünyamızın bir çıkmazda olduğumuzu görüyorum, birçoğumuz gibi.

Naçizane, onlarca yıldan beri sadece depremler üzerine değil, ayrıca yaşam üzerinde de çalışmalarım ve araştırmalarım oldu.

Bu makalemde bazı üniversitelerin yaptıkları araştırmaları yayınlamaya çalışacağım. Ayrıca bu konudaki düşüncelerimi ifade edeceğim. Vatikan bu konuya hiç değinmiyor ve öldükten sonra, yani ruh artık vücudu terk ettikten sonra, direkt Allah katında kalacağını söylüyor.

Katiyen katılmıyorum.

Çünkü tamamen mantık dışı. Bir ruh bir vücuda girdiğinde belli bir seviyeye ulaşıncaya kadar gidip gelecektir. Bu seri olaylar zaten her insanın değişik kaderlerle dünyaya geldiğini gösteriyor. Kimisi Afrika’da hastalıklar ve fakirlik içerisinde doğuyor ve birkaç yıl sonra ölüyor. Yukarıda nasıl yargılanacak? Ne bilmiş ve yaşamış ki yargılanacak? Hayat bir devamlılıktır, me ekersen onu biçersin. Bir anne ağlar, “Allahım, ben ne yaptım? Neden küçük oğlumun canını aldın? Diye.. Bu oğlunun karmasıydı ve öyle bir annenin karnında doğması da annesinin karmasıydı. Sebeplerini geçmiş hayatlarında aramalı..

Şimdi gelelim akademik makalelere.

Ruhun ölümden (daha doğrusu, vücudu terk ettikten) sonra yeni bir bedende yeni bir hayata başladığı inancı olan reenkarnasyon, binlerce yıldır insanları büyülemiştir. Hinduizm, Budizm ve bazı spiritüel hareketler de dahil olmak üzere çeşitli kültürlerde ve dinlerde görülmektedir. Birçok kişi reenkarnasyonu efsanevi bir kavram olarak görse de, bir dizi bilimsel çalışma bunun geçerliliğini araştırmaya çalışmıştır. Burada, bu gizemli konuyu aydınlatan sekiz çığır açıcı çalışmayı yayınlıyorum.

Virginia Üniversitesi’nden psikiyatrist olan Dr. Ian Stevenson, reenkarnasyon araştırmalarında belki de en dikkat çekici isimlerden biridir. Kırk yılı aşkın bir süredir, geçmiş yaşamlarını hatırladığını iddia eden 3.000’den fazla çocuk vakasını belgelemiştir. Metodolojisi, ailelerle titiz görüşmeler ve tarihsel kayıtlar üzerinde kapsamlı araştırmalar içermektedir.

En ünlü vakalarından biri, Marty Martyn adında bir Hollywood yapımcısı olduğunu iddia eden Ryan adında genç bir çocukla ilgilidir. Ryan, Martyn’in hayatı hakkında, daha sonra tarihsel belgelerle doğrulanan isimler, yerler ve deneyimler de dahil olmak üzere ayrıntılı bilgiler sunmuştur. Dr. Stevenson bu bulguları birden fazla kitapta yayınlayarak, reenkarnasyon hakkındaki akademik söyleme önemli katkılarda bulunmuştur.

Dr. Jim Tucker, Virginia Üniversitesi Algısal Çalışmalar Bölümü’nde (DOPS) çocukların geçmiş yaşam anılarını araştırmaya devam etti. Çalışmalar, çocukların geçmiş yaşam kimlikleriyle ilgili ölümcül yaralanmalara karşılık gelen ayrıntılı doğum lekeleri veya fiziksel özellikler bildirdikleri vakalara odaklandı.

İlginç bir örnekte, Alex adında bir çocuk II. Dünya Savaşı sırasında bir savaş pilotu olduğunu hatırladı ve hatta uçtuğu uçağı teşhis etti. Araştırmacılar, Alex’in vücudunda pilotun geçmişinde belgelenen yaralanmalarla eşleşen doğum lekeleri olduğunu keşfettiler. Tucker’ın araştırması, Stevenson’ın bulgularını doğrulamakla kalmadı, aynı zamanda hafızaya ilişkin psikolojik bakış açılarını da dahil ederek araştırmaya derinlik kattı.

Journal of Scientific Exploration’da yayınlanan ilgi çekici bir çalışmada, araştırmacılar çocuklarda doğum lekeleri ile bildirilen geçmiş yaşam deneyimleri arasındaki ilişkiyi incelediler. Çalışma, daha önce yaşadıklarını iddia eden çocukların yer aldığı 70’ten fazla vakayı analiz etti ve ilgili doğum lekelerini veya fiziksel anomalileri inceledi.

Araştırmacılar, bu lekeler ile çocukların reenkarnasyon yoluyla dünyaya geldiklerini iddia ettikleri kişilerin ölümlerini çevreleyen koşullar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna vardı. Bu çalışma, fiziksel özellikler ile iddia edilen geçmiş yaşam deneyimleri arasında güçlü bir bağlantı olduğunu kanıtlayarak, keşfedilmemiş bir bilinç alanının daha fazla araştırılmasına yol açtı.

Arizona Üniversitesi’nde Dr. Gary Schwartz tarafından yürütülen bir araştırma projesi, psikolojik testler ve regresyon teknikleri aracılığıyla geçmiş yaşam anılarına dair iddiaları araştırdı. Çalışmaya, sözde geçmiş yaşamlarından anıları geri getirmek için hipnotik regresyona gönüllü olan bireyler dahil edildi.

Sonuçlar, birçok katılımcının daha sonra, önceki yaşamlarında olduklarını iddia ettikleri kişilerle ilgili tarihsel gerçekler veya kayıtlarla doğrulanan canlı anılar sergilediğini gösterdi. Schwartz’ın çalışması, yalnızca anekdotsal kanıtların değil, aynı zamanda bu alanda deneysel doğrulamanın da önemini vurguladı.

Shanti Devi, dört yaşındayken önceki hayatına dair ayrıntıları hatırlamaya başlayan Hintli genç bir kızdı. Mathura’da yaşadığını iddia ederek, ailesi ve önceki yaşam koşulları hakkında kapsamlı bilgiler verdi ve bu bilgiler daha sonra ailesi tarafından “geçmiş” ailesini ziyarete götürüldüğünde doğrulandı.

Dr. Stevenson, Shanti Devi’nin vakasını kapsamlı bir şekilde inceledi; bu vaka, Hint kültüründe reenkarnasyon iddialarını doğrulayan en iyi belgelenmiş örneklerden biri haline geldi. Hikâyesi geniş çapta ilgi gördü ve reenkarnasyon kanıtlarıyla ilgili tartışmalarda hâlâ alıntılanmaya devam ediyor.

Ölüme yakın deneyimler (ÖYD’ler), genellikle reenkarnasyon anlatılarını anımsatan unsurlar içerir; örneğin kişinin bedeninden kopma hissi veya ölmüş kişilerle karşılaşmalar gibi. Hollandalı kardiyolog Dr. Pim van Lommel liderliğindeki araştırma, kalp krizi geçirip hayata döndürülen hastaların bildirdiği çeşitli ÖYD vakalarını analiz etti.

Bulguları, bazı bireylerin ÖYD’leri sırasında, geleneksel zaman dilimlerini ve gerçeklikleri aşan canlı anılar veya içgörüler yaşadıklarını bildirdiğini gösterdi; bu da fiziksel ölümün ötesinde bir bilinç sürekliliğini düşündürüyor ve reenkarnasyon kavramlarıyla örtüşüyor.

Küresel Yol Bulucu Projesi, dünya çapında farklı bölgelerdeki, özellikle de geçmiş yaşamlarından anıları olduğunu iddia eden çocuklar arasındaki reenkarnasyonla ilgili kültürel inançları araştırmayı amaçlayan araştırmacılar tarafından başlatıldı. Hindistan’daki kırsal köylerden Amerika’daki kent merkezlerine kadar farklı toplumlarda anketler ve görüşmeler gerçekleştiren proje, reenkarnasyon inançlarıyla ilgili tekrar eden temaları ve kalıpları belirlemeyi amaçladı.

Ön sonuçlar, coğrafi farklılıklara rağmen farklı kültürlerden gelen anlatılar arasında önemli benzerlikler olduğunu ortaya koydu; deneyimler genellikle önceki kimlikler, yerler ve hatta ölüm biçimleri hakkında belirli ayrıntılar içeriyordu. Bu bulgular, kolektif bilinç ve nesiller boyunca paylaşılan anılar hakkında sorular ortaya çıkardı ve reenkarnasyon olgusuna yönelik bilimsel araştırmaların önünü açtı.

Son zamanlarda, sinirbilimdeki gelişmeler, reenkarnasyon iddialarını anlamak için kritik öneme sahip iki alan olan hafıza oluşumu ve bilinç konularına ışık tutmuştur. Arizona Üniversitesi’nden Dr. Mario Beauregard liderliğindeki bir ekip, fMRI gibi beyin görüntüleme teknolojilerini kullanarak hafızanın beyinde nasıl oluştuğunu ve işlendiğini araştırdı.

Araştırmalar, açıklanamayan fobiler veya insanlara karşı duygular da dahil olmak üzere belirli hafıza türlerinin ve deneyimlerin, kişinin mevcut yaşam bağlamındaki doğrudan deneyim veya öğrenme dışında başka kaynaklardan da kaynaklanabileceğini gösterdi; bu da insan hafızasında gözlemlenen belirli anomaliler için geçerli açıklamalar olarak reenkarnasyon gibi kavramları destekleyebilir.

Kısacası, makalelerin özetini yapalım.

Bilim, reenkarnasyonu deneysel bir olgu olarak destekleyen kesin bir kanıt sunmamış olsa da, bu çalışmalar daha fazla araştırmaya değer ilgi çekici kanıtlar sunmaktadır. Çocukların canlı geçmiş yaşam anılarını anlatmasından doğum lekeleri ile tarihsel kimlikler arasındaki ilgi çekici ilişkilere kadar her çalışma, geleneksel çerçevelerin ötesinde bilinç ve varoluş anlayışımıza değerli içgörüler sunmaktadır.

Teknoloji ve psikolojideki gelişmelerle birlikte reenkarnasyona olan ilgi arttıkça, gelecekteki araştırmalar ölümden sonraki yaşama bakış açımızı yeniden tanımlamaya devam edebilir ve insanlığın yaşamın sınırlı sınırlarının ötesindeki anlayış arayışına yeni kapılar açabilir.

 

İnsanlar diyor ki, korktuğunuz için ölüm yok diyorsunuz. Ben de diyorum ki, bir coronavirus aşısı olmaya korkuyorsun da neden toprağın altında, bir tabutun içerisinde olmaktan korkmuyorsun? Çünkü yaradılışımızda ruh seviyeleri düşük olan insanlarda bile bu korkuyu giderecek bir güç vardır. İşte bu güç sayesinde sen korkmuyorsun. Eğer bu gücün materyeli bilinseydi, ölümsüz ruhun da materyeli bilinirdi ve zaten reenkarnasyon işi kökten çözülürdü. Çünkü güneş sistemimizdeki dünyamız ruhları eğitmek için kurulmuştur.

 

Konumuza devam edelim. İngiltere Birmingham Üniversitesi ile Güney Afrika Johannesburg Üniversitesi’nde yayınlanan ortak bilimsel bir makalede reenkarnasyonun varlığı gösterilmiş. Cambridge Üniversitesi 2023 yayınlarında arşivlerde yer almaktadır.

Reenkarnasyon aslında şahsen benim yaşamımda büyük yer aldı. Dünyaya geliş sebebimiz hakkında, eşit şartlar altında doğmayan insanlar, yaşanan mutluluk veya dram dolu değişik hayatlar, haksız ölümler, kazalar hep ilgimi çekmiştir.

Son derece eminim ki bizim BEN dediğimiz ruhumuz ölümsüzdür ve beynimizle farklı hisseder ve düşünür.

Mühim olan ölümsel biyolojik beynimizle ölümsüz ruhumuz arasındaki çelişkiyi fark edelim ve sosyal hayata adapte olabilelim. Bu denge hem kendimiz için hem de beraber yaşadığımız insanlar için çok önemlidir. Ben buna direk olarak sosyal adaptasyon diyorum.

Şimdi bakın, bir anne babanın iki çocuğu var, ama ikisi birbirlerinden o kadar farklılar ki, mesela bir uç verecek olursam, ki bunun filmi yapıldı, birisi papaz oluyor, diğeri katil… Herkes anne ve babanın çocuklarını yetiştirme tarzlarını son derece eleştiriyor. Hayır, anne ve baba sadece biyolojik olarak çocuklarının vücutlarına katkı bulunuyorlar. O kadar! İşte, babası gibi gülüyor, anneannesi gibi bakıyor gibi teşhisler doğru olabilir çünkü fizikseldir. Amma, ‘Bak ne kadar yaramaz, her şeye kızıyor, inatçı, bazen hemen sinirleniyor.. Acaba kime çekti? Dendiği zaman hatalısınız. Kimseye çekmemiştir. Bunun birçok nedeni olabilir.

En önemli sebebi şöyle olabilir. Son hayatında çok sinirli bir alenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir, ruhunda iz bırakmıştır ve her zaman ezilmiştir.. Ruhu vücudunu terk ettikten sonra, gözünün önünde her ne kadar yaşadığı son hayat hızla canlanmışsa bile, yani arınmışsa bile, eğer bir sebepten dolayı hemen reenkarne olmuşsa, işte o zaman beraberinde geçmiş hayatındaki semptomları getirebilir.

Konu açılmışken önemli bir noktaya temas edeyim. Diyorlar ki artık bazı bebekler ve genç çocuklar PROGİDY, yani dahi olarak dünyaya geliyorlar, ama kimse bunu açıklayamıyor. Ruhumuz vücudumuzu terk ettikten sonra, yani geri zekâlı dünya anlayışıyla öldüğümüz zaman, ruhumuz, yani bizim BEN dediğimiz, İÇ GÜDÜ DEDİĞİMİZ, daha nasıl anlatayım, bilmiyorum, uzayda önce muhteşem bir beyaz ışığa sığınıyor. (Bu konuda NDE’lerde (near death experiencer) on binlerce şahit vardır.) Hemen hemen hepsi aynı sahneyi görüyorlar. Kartezyen bilim adamları ‘efendim öldüğünüz zaman halüsinasyon görürsünüz’ dediler. Hemen cevap vereyim, halüsinasyonlar değişik olurlar, ancak burada zenci olun, ateist olun, dindar olun, ne olursanız olun hep aynı şeyleri görüyorsunuz.

Tamam mı?’ (yazdıkça sinirleniyorum da)

İşte o DAHİ çocuklar daha reenkarne olmadan ruhlarını kainattaki bütün bilgilerle doldurabiliyorlar. Bu onların karması olabilir ve belli bir süre girdikleri anne karnında, Güneş Sistemi’nin elektromanyetik dalgalarıyla etkileniyorlar. Daha sonra anne karnlarından çıktıklarında astrolojik güçlere maruz kalıyorlar.

Artık o genel bilgiler bir beyne sıkışıyor, dünyadan haberleri yokmuş gibi doğuyorlar. Halbuki bebekken bile her şeyi hissediyorlar ama vücut yapıları bunu dışarı vermeye izin vermiyor. İşte bundan sonrası önemli bence. Eğer çakraları yüksekse, yani yüksek bir ruha sahipseler, yani ölümsüz ruh, ölümlü beynin önüne geçip kararlar alıyorsa, o çocuğu daha fazla etkiliyorsa, o zengin ruh ya kalemine (yazar veya ressam) ya matematiğe, ya mesela eğer ses tellerini etkiliyorsa muazzam bir soprano, mezo veya alto, eğer erkekse tenör, bariton veya bas sese sahip olabiliyorlar.

İşte bazı TikTok, Facebook vb. sosyal medyada gördüğün o 3-7 yaş civarı gencecik çocukların sesleri herkesi hayrete düşürüyor… Etraftaki herkes mal mal bakıp ne olduğunu anlamadan gülüyor ve şaşırıyor. Bu kafayla daha çok şaşırırsınız.. Boş gezenin baş kalfaları! (yine sinirlendim)

Psikraytlardan hiç hoşlanmam, tabii ki buna ölümsüzlüğe inananları dahil etmiyorum. Mesela Elizabeth Kübler-Ross, ünlü bir İsviçreli psikiyatristti; ruhların ölümsüzlüğüne inanan muhteşem bir hanım doktor olduğu için boş yere tımarhaneye konulan birçok hastayı kendi yoluyla, yani onları konuşturup, iyileştirerek, tımarhanelerden çıkarmayı başarmıştı.

Bu konuda yüzlerce makale bulabilirsiniz.

Bugünün psikiyatrı hemen sorar. Annen baban bebekken nasıldı? Çocukken nasıldılar? Dayak yedin mi?

Cevaplar negatifsen sen delisin! Deyip hemen huzur evine yallahhh.

İşte 2025’teki gelişmiş dünyamız!

Bilimsel araştırmalarımıza devam edelim.

Gizli Pentagon araştırması, bilincin ‘asla ölmediğini’ bulduktan sonra reenkarnasyonun gerçek olabileceğini ima ediyor…

6 Aralık 2024’te yayınlanan makalenin özeti şöyle.

ABD Ordusu İstihbaratı tarafından yürütülen bir araştırma, bilincin “asla ölmemesi” nedeniyle reenkarnasyonun gerçek olduğunu öne sürdü.

“Geçiş Sürecinin Analizi ve Değerlendirmesi” başlıklı 29 sayfalık rapor, 1983 yılında ABD Ordusu Yarbayı Wayne M. McDonnell tarafından hazırlanmış ve 2003 yılında CIA tarafından gizliliği kaldırılmıştı.

Araştırma sosyal medyada yeniden gündeme geldi ve Chicago’lu komedyen Sara Holcomb bulguları şöyle özetledi: “Reenkarnasyonun gerçek olduğundan oldukça eminiz.”

Holocomb, McDonnell’ın Ordu istihbarat raporunun 19. Sayfasını özetleyerek, “Bilinç enerjidir ve gerçeklik anlayışımızın dışında var olur,” dedi. “Ve enerji… asla ölmez.”

Pentagon’un akıl almaz resmi çalışması, Ordu istihbaratındaki meslektaşlarının ne yaptığını daha iyi anlamak için görevlendirildi ve personeli, “Gateway Deneyimi” üzerinde çalışan Virginia, Charlottesville’deki küçük bir enstitüye gönderdi.

McDonnell’in analizine dayanan, o zamanlar gizli olan “Gateway” projesi, “bilinci değiştirmek için gelişmiş güç, odaklanma ve tutarlılık sağlamak üzere tasarlanmış bir eğitim sistemiydi.”

Gateway’in iddialı hedefi, uygulayıcının bilincini fiziksel alanın dışına taşıyarak zaman ve mekân kısıtlamalarından bile kurtulmaktı.

En azından McDonnell’a göre, Monroe Enstitüsü’nün reenkarnasyon iddiasını destekleyen keşifleri derindi.

‘Bilinç Mutlak’a [Monroe jargonunda uzay-zamanın dışındaki bir alem için] döndüğünde, gerçeklikteki deneyimler yoluyla biriktirdiği tüm anıları beraberinde getirir,’ diyor Enstitü’nün anıların reenkarnasyon yoluyla hayattan hayata geçtiği bulgusunu damıtarak.

Veya Holocomb’un, metafizik ABD Ordusu araştırmasına hayran olan TikTok kullanıcılarının videolarından birinde daha özlü bir şekilde ifade ettiği gibi: “Reenkarnasyonun meşru bir şey olduğundan oldukça eminsin, değil mi? Evet.”

TikTok’ta @mad_hatter_news adıyla paylaşım yapan komedyen, yakınlardaki Virginia Üniversitesi Tıp Fakültesi Algısal Çalışmalar Bölümü tarafından yürütülen ve 2.500’den fazla iddia edilen reenkarnasyon vakasından oluşan bir veritabanı derleyen kapsamlı bir araştırmaya da atıfta bulundu.

Vakaların çoğu, “yaşadıklarını iddia ettikleri önceki bir yaşam anılarını” hatırladıklarını iddia eden beş yaşın altındaki çocuklarla ilgiliydi.

Holocomb paylaşımında “Neden çocuklar?” diye devam etti. “Geçmiş yaşamlarını en kolay hatırlayanlar onlar gibi görünüyor.”

Ancak Gateway araştırması, reenkarnasyon, bilincin doğası ve ahiret gibi çarpıcı manevi sorulardan daha fazlasını araştırıyordu.

Konu daha da uzuyor, lakin reenkarnasyonla uğraşan bazı devletlerin gizli örgütleri olduğu söyleniyor. Yani bazı devletler taşeron şirketler bulup reenkarnasyon kosunun araştırılmasını istiyorlar.

Reenkarnasyon varsa, bir insan hipnotize edilip ruhu vücudundan çıkarılıp AI sayesinde casusluklarda kullanabileceklermiş.

Ulan be adamlar, bunu ispat edip de bilimi ilerleteceklerine, atom bombası hikayesi gibi insanları yok etmeye çalışacaklar.

Kalifornia Devlet Üniversitesi’nden James Matlovk da reenkarnasyon üzerinde bilimsel makale yayınlamış.

Bu konuda araştırdığınız zaman inanılmaz derecede bilimsel makalelere rastlarsınız.

İNSANLARDAKİ VE HAYVANLARDAKİ RUHLAR

Hemen düşündüklerimi yazayım.

Tıpa tıp aynısıdır. Hatta bitkilerdeki, çiçeklerdeki ruhlar da buna dahildir.

Bildiğimiz gibi, ölümcül – biyolojik beyin yapısı yüzünden hayvanlar reenkarne oldukları zaman beyin hücrelerinin yetersizlikleri yüzünden insanlar gibi konuşamazlar, ileriyi göremezler ve yaratamazlar, ancak beyinleri gıda, üreme, kendilerini koruma ve sevgi üzerinde kurulmuştur. Mesela bir evcil hayvana parmağınızla bir noktayı işaret ettiğinizde, çok çok nadirdir ki o noktaya baksın; parmağınıza bakarlar. Buna yunus balıklarını ilave etmiyorum, çünkü onların beyinleri diğer hayvanlardan daha zengindir. Hissederler, insanları korurlar, anlaşırlar ve çok zekidirler…

Özellikle evcil hayvanlardan köpekler ve kediler insan bebeklerle ve çok genç yaştaki çocuklarla iyi anlaşırlar. Onlarla oynarlar ve büyük tolerans gösterirler. Onlar bebek olduklarını bilirler; zaten bir evcil hayvanla bir bebeğin ruh alışverişi hemen hemen aynıdır. Bebeğin beyni daha gelişmemiş olduğu için aralarındaki ilişki muazzam olabiliyor.

Bebek hayvana istemeyerek vurur, ona bağırır, ama hayvan bunu genelde iyi karşılar, azıcık sesiyle rahatsızlık vermeyecek kadar tepki verebilir, sonra bebeği yalar…

Şimdi burada birkaç kişi bana ‘Benim bebeğimi köpek az kalsın ısırıyordu, ne yazıyorsun öyle?’ diye çıkışabilir. Ben de kendisine, ‘Belki sen göremeden bebeğin köpeği ısırmıştır,’ derim. (Allah için beni kızdırma)

Bu yukarıda yazdıklarımın genelde doğru olduğuna inanıyorum. Bakın, Facebook’ta veya Instagram’da bu konuda ne muazzam videolar görürsünüz.

Hayvan deyip geçmeyin.. Unutmayın, bizlerin içgörü dediği olay gerek insanlarda gerekse hayvanlarda aynıdır.

Ama bebekler büyüyorlar, işin içerisine ölümcül beyin giriyor, hayvanlar aynısı kalıyorlar, ondan sonrası insanların merhametine kalıyor işler. Bundan sonra devam etmek istemiyorum, çünkü acı gerçekler var…

FAL BAKMA, İLERİYİ GÖRME, HOROSKOP

Hiçbirine katiyen inanmayın. Tek tek açıklayayım.

Paris’te çok sene önce Falcılar Salonu olmuştu… Tam bir rezalet.

Falcılık nedir?

Eğer bir insanın ruhu yüksekse, yani genelde çakraları 4 veya 5’in üzerindeyse, bu kişi zaman zaman sadece 2-3 saniye süreci içerisinde ileride olabileceklerini görebilir. Çünkü hayat zaten planlanmıştır.

O iki saniyede veya üç saniyede karşısındakine trans halinde bazı cümleler söyleyebilir. O kadar!

Ama yok, efendim, çadır kur, önüne kristal al, salla, babam salla… Yok öyle şey. Ve buna inananlar var maalesef. Hiç kimsenin ruh seviyesi bütün bir gün çok yüksekte olup geleceği göremez. Belki Uzak Doğu’da ermişler, dağların tepelerinde buna muvaffak olmuşlardır. Ama bizim büyük şehirdeki dangalaklar bunu yapamazlar. Bu imkânsızdır.

Horoskopa gelince, bu daha da rezalet.. Bütün kova burçları bugün mutlu olacaklar… He, kandır da beraber…. Ve bu horoskoplara bakan milyonlarca insan var, evet, inanın… Güzelim, astroloji bilimini de insanlar yerle bir ettiler.

Zodiak gerçek bilimdir… Tıp değildir, meteoroloji değildir, ama zodiak gerçek bir bilim dalıdır.

Astrolojiye göre her doğan bebek Güneş Sistemi’ndeki planetlerin (gezegenlerin) etkisi altında kalarak bir karaktere sahip olur. Bilim sadece Ay’ın med ve ceziri etkilediğini anlamıştır, gerisi maalesef ispat edilemiyor. 12 ev vardır ve her bebeğin doğduğu şehir ve saat bilindiğinde 12 evdeki gezegenler yerleştirilebiliyor. Her bebeğin bir yükselen burcu vardır. Yani boğa burcu olursun ama yükselenin yay burcu olur, zaten tam boğa değilsin. Yükselen burç her 2 saatte bir değişir.

Buna aile seviyesi, arkadaşları, okuduğu okulları ve sosyal hayattan etkilenmesini de katarsak, zaten Horoskop’un ne denli saçma olduğunu görüyoruz.

ŞEYTANLAR VE MELEKLER, CEHENNEM VE CENNET

Bu da başka bir olay.. Bence bunların açıklaması şöyledir.

Ruhumuz bir vücuttayken beynimizi bir kenara bırakarak bazı kararlar alabiliriz.İki türlü karar verebiliyoruz. Ya ölümsüz ruhumuzla, ya da ölümcül beynimizle.

Hep aynı örneği veririm. Yolda yürüyorsunuz, ruhunuz ferah ve beyniniz sakin.. Kaldırımda bir fakir adam, tek bacaklı bir bey sizden para istiyor…

Sizin sakin ve refah içerisinde olduğunuz için ruhunuzla hareket edip o adamın mesele 10 lira veriyorsunuz.

Bir de o gün sinirlisiniz, sadece beyninizle hareket ediyorsunuz, ya eşinizle kavga ettiniz, ya çocuğunuzla veya sıkıntıdasınız.. İşte, yine o kaldırımdaki adamı görüyorsunuz, bakmazsınız bile, başınızı bile sallayıp önünden gelip geçersiniz. Bu çok masum bir örnektir.

Şimdi ruhunuz vücudunuzu terk ettiği zaman, yani öldüğünüz zaman, tek başına ışığa giderken, yani gerçek fiziksel evinize, yaşadığınız hayat film gibi gözünüzün önünden geçiyor.. İşte o anda eğer büyük bir kötülük yaptıysanız, muazzam bir vicdan azabı çekersiniz. Yukarıdaki örnek gibi değil… Çok büyük bir kötülük yaptıysanız, ruhunuz o kadar rahatsız olur ki kendi kendinizi alevlere teslim edersiniz, mecazi anlamda.. İşte bu cehennemdir. Kendi ruhunuzu cezalandırmak gibi bir şey..

Rüyalarınızı düşünün: otobüse biniyorsunuz, vapurdan iniyorsunuz, sevdiğiniz birini görüyorsunuz, ona başınızı dayıyorsunuz ve mutlu oluyorsunuz.

Allah bize rüyaları vermiş. Bu ne demek? Yarı yarıya ruhunuz vücudunuzdan ayrılabiliyor ve istediği gibi hareket edebiliyor. Yarı yarıya ne demek? Derler ya bir ayağı yerde, bir ayağı havada diye. Neden uyuruz? Çünkü çok yorgunuz ve artık ruhunuz o vücuttaki yorgunluğa dayanamıyordur.

İşte aynen böyle..Rüyalar geleceği gösterebilir mi? Olabilir ama çok çok nadirdir…

SONUÇ

Konuya melekler ve şeytanlarla başlarsak, kimse bir şey anlamaz.

Konunun başlığı bence naçizane şöyle olmalıdır.

HAYAT BIR DEVAMLILIKTIR.

Ruhlar ölümsüzdürler, reenkarne olduklarında geçmiş hayatlarındaki ve uzaydaki bilgileri beraberlerinde getirirler.

Karmik hastalıklar olabilir, ruhlar geçmiş hayatlarındaki karmalarını bulmak ve ödemek için dünyaya tekrar gelirler. Ancak Yüce Yaratan insanlara şanslar verir, karmalarımızı değiştirme şansına sahipiz…

Öncelikle kendimizi geliştirmemiz lazım, kendimize faydalı olmamız lazım, sonra etrafımızdakilere. Tabiatı, hayvanları, bitkileri korumakla görevliyiz.

Eşimizin ve çocuklarımızın üzerinde egolarımızı tatmin etmemeliyiz. Her çocuk belli kabiliyetlerle doğar, bir ailenin görevi bu kabiliyetleri bulup çocuklarına destek olmaktır.

Elimizden geleni kadar ruhumuzla kararlar vermeliyiz. Hayat güzel, tabiat güzel, ama bizler güzel değiliz ki…

Hiçbir şey anlamadık…Biz 7 milyar küsur insan…

Uygulamayı Ana Ekrana Ekle

Haberlerimize daha hızlı erişmek ve yenilikleri kaçırmamak için lütfen uygulamayı indirin.

Bildirimleri Aktif Et Tamam Teşekkürler