Yazı zamanı, havalar güzelleşiyor, kamp zamanı… Eski GEZİyorum’larda gezindim. “Yaşadığımız dünyanın sınırları belli, her zaman rahat, kolay, ulaşılabilir olması gerekmiyor. Dinlenmek demek, illa da akşamı, hafta sonunu beklemek, yatmak, TV karşısında vakit geçirmek tembellik etmek, değil.” demişim, dağlar ve kamp hallerini anlatmışım. Yazıyı paylaşalı yedi sene olmuş, ama tam da zamanı artık dağların da kampların da.

Arada sırada da olsa, insan doğayla baş başa olabilmeli; kısa bir vadi yürüyüşü yapabilmeli, bir köy kahvesinde laflayabilmeli, yağmurlu da olsa sahilde yürüyebilmeli, en azından farklı bir yerde mangalını yakıp, üstü başı is kokup, piknik yapabilmeli… Hep özlemle hatırlanacak, zevkle anlatılacak anılarımız, böylesi günler değil midir? Beni dağlar çağırır bazen! Gitmem gerekir, zaten beklediğin bir çağrıdır o! Zamanı gelmiş de geçmiştir bile, kaçmak vaktidir; medeniyetten uzaklara, kalabalıktan yalnızlığa, karmaşadan sessizliğe, sıfır rakımdan yükseklere, doğanın dinginliğine…

Çocuklarımız! Büyüyünce değişiyorlar. İlgileri, alışkanlıkları farklılaşıyor; uzaklaşıyorlar yavaş yavaş anne ve babalarından, evden, yeni arkadaşlıklara, paylaşımlara, ortamlara doğru… Oğlumla ilk kampımı O, 3,5 yaşındayken yaptım! Eve yakın bir düzlükte… babaannesinin, “Ayı çıkar!” “Kurtlar köpekler sizi yer!” korkutmaları ile gözleri büyümesine rağmen, “Haydi baba gidelim!” ile yola koyulduk! Çadırımız kurduk, oyunlar oynadık, muhabbet ettik, masallar anlattık… Hava karardı, zifiri karanlık oldu! Oğlumun, “Ayı-kurt çıkar mı?” bakışını-korkusunu yenmek için; verdim eline el fenerini yolladım onu karanlığa… Yendi, üstesinden kolayca geliverdi çevresinden duyduğu saçma korkuların!
“Bu hafta sonu kamptaydık!” dediğimi ya da kamptan paylaştığım fotoğrafları görenlerin ilk sorusudur, “Korkmuyor musun?” ardından da kendi korkularını-önyargılarını sıralar, “Ayı var mı o dağlarda?” “Hiç yabani hayvan gördün mü?” “ya kurt çıkarsa!” Hiç üşenmem anlatırım: Bir gün dağlardayız, Düzce yaylalarında… Yoldan ayrıldık… manzarası çok güzel, bir ağaç altındaki düzlüğe kurduk çadırımızı. “Kuş uçmaz kervan geçmez!” derler ya; ıssız, medeniyetten uzak, insan yok… Kervan geçmez ama kuşları cıvıl cıvıl bir mekân! Önümüz göz alabildiğince yeşil, daha aşağılarda yayla evleri, arkamız orman. Yemekler yendi, muhabbet, kitap… derken kararan hava, çaylar içilerek karşılandı…

Saatler ilerledi, kamp kuralıdır; en azından loş bir ışık, açık bırakılır çadıra doğru, bir de pilli bir radyonun sesi… girdik çadıra, bedenimizin sıcaklığına uyumlu hale gelen uyku tulumunun verdiği rehavet ve radyodaki müzik… uyumuşuz… sıçrayarak uyandık! Dışarıdan gelen o aynı ses, taaa yıllar önce oğlum ile yaptığımız kamp gecesi, O’nu uyuttuktan sonraki şamata, gürültü, bağırış, çağırış, şangır şungur gelen sesler… Bana merakla sorulan soruların cevabı, en yabani hayvanın sesleriydi bizi rahatsız eden; insanların! Gecenin sessizliğini yırtan, huzursuzluk veren ve korkutan; horul horul gazına basılan arabalar! Gülüşler, küfürler, sarhoş naraları! Kırılan içki şişeleri! Havaya, oraya buraya sıkılan tabancalar!

Dağlar farklıdır, hiç tahmin edemezsin, bir de hava karardı mı, güneşin gündüz sıcaklığı, karşı tepeden çıkan aya nöbetini devrediverir… gecenin soğuğu düşer sert bir şekilde, ıslatır çimenleri… İşte bu nedenledir aslında, kamp gecelerinin olmazsa olmazı; yanan kamp ateşi! Etrafında yapılan muhabbetler, söylenen şarkılar-şiirler, geleceğe-mutluluğa-sağlığa kalkan kadehler…

Ben her seferinde dağların beni çağırışına koşarak cevap versem de, belki de Ereğlili oluşumdan; göl, dere kenarlarından da vazgeçemem… Zaten “susuz” bir kamp işkencedir. Hele hedefsiz bir kamp için yola düştünüz ise, amacınız sadece güzel bir yerde bir gece geçirmek ise… el yüz yıkamak, su içmek için… bir köy çeşmesinden doldurmayı unutmayacağınız… arabanızda mutlaka büyükçe bir bidon olmalı… Biz bazen kamp işini biraz abartırız, bir gece yetmez, hafta sonu da az gelir. Bir plan yapar yer değiştirerek günlerce dağlarda kalırız. Bu zamanlarda en büyük ihtiyaç temizlenmektir… İşte böylesi anlarda dere kenarları ya da bir şelale ile oluşan havuz biz kampçılar için bulunmaz nimettir!

Eğer şanslıysanız ya da planlı bir yol çizdiyseniz kendinize… Güzergâhınız da mutlaka ihtiyaçlarınızı karşılayacağınız yerler olmalı… Örneğin yaz sıcağında bozulacak yiyecek ve içecekleriniz için bir gün tüketecek kadar alış veriş yapmalısınız. İkinci gün için, uğrayıp satın alabileceğiniz bir köy, şehir bakkalının, gideceğiniz yol üzerinde bulunduğundan emin olmalısınız! Ben mutlaka iki gün dağda kalabilecek şekilde alış veriş yaparım… İlk gün için kasabıma derin dondurucuya atmasını istediğim beyaz-kırmızı et! İkinci gün için sucuk, makarna bozulma riski olmayacak yiyeceklerdir.

Elbette, yanınızda olacak yumurta ve kahvaltılıklar, sebze ve meyve sizleri her koşulda rahatlatacak olmazsa olmaz ihtiyaçlardır… tiryakiliğinize göre çay, kahve, kuruyemiş işi de tamam oldu mu? Bir de küçük tüp! İki üç de dost! Eeee ne duruyorsunuz daha! Size yol göründü demektir. Dağların, tepelerin, derelerin, göllerin tadını çıkarın!
GEZMELERDE-DAĞLARDA- KAMPLARDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!


